Periodic Library

Blogger tarafından desteklenmektedir.
  • Anasayfa
  • Diziler
    • Kore Dizileri
    • Diğer Diziler
    • Dizi Haberleri
    • Dizi Önerileri
      • Romantik Diziler
      • Gerilim Dizileri
  • Kitaplar
    • Kitap Yorumları
    • Kitap Listeleri
  • Diziler
  • Elem o'clock
  • Hakkımızda
  • Bendeniz, Elem
    • Twitter
    • Instagram

 


Televizyonda izlenecek doğru dürüst bir şey kalmadığından ya nettofiliksodan bir şey izliyoruz ya da yutuptan bir şeyler izliyoruz akşamları. Şu sıralar Aliyeye sarmış durumdayız. Hepsi Kıraç yüzünden.

Kıraç'ın Taş Duvarlarını tekrar tekrar dinlediğimiz bir dönem, dizisi Zerdayı açtık sarmadı pek. Sonra Aliyenin de müziklerini Kıraç yapmış olacağından herhalde aklıma Aliye geldi. Zerdayı kapayıp Aliyeye başlamış olduk böylece ve işte bu sefer sardı.

Küçükken annemle izlediğimi hatırlıyorum, çocuklarına kavuşmak için çırpınan bir ana olduğu aklımda  Aliyenin hayal meyal, bir de muhteşem yüzyıl sülümanın kocası olduğu. Meğer Nejat İşler de varmış doktor Deniz olarak. Karakterini hiç sevemedim, aşırı huysuz, çevresi de hep pışpışlıyor onu çok yetenekli, aşırı zeki vs diye. Bir Denizin çok yetenekli bir doktor olma konusu, bir de Aliyeyi ilk görenlerin diyeceği ilk şeyin Aliyenin güzelliğiyle ilgili bir cümle olması artık eşimde aramızda bir espri konusu bile oldu. 50 bölümde belki 150 kere konu Aliyenin güzelliğine gelmiştir. Aliyeyi oynayan oyuncu bu arada gerçekten bir içim su, anlatmaya gerek yok görüyorsunuz zaten. Ama 150 kere aynı şey mevzubahis olunca insan beziyor.

Çocuğum yok ama bazı sahneler acayip dağlıyor insanın yüreğini. Çocukların ağladığı yerlerde gözyaşlarım pıtır pıtır dökülüyor benim de. Aliye çocuklarına nasıl ve ne zaman kavuşacak merak ediyorum. Bir yutup kullanıcısının finalle ilgili bir yorumundan dolayı sonuna dair biraz bilgim var gerçi. Olmamasını tercih ederdim. Milletimize şey dersi verilmeli, hangi bölümü izliyorsan ona yorum yapma dersi, ilerisinden bahsetmeme etik kuralı. 

Dizide 50 bölümdür Aliye çocuklarına kavuşmaya çalışıyor. İlk başta bu konuyu bu kadar nasıl uzatmışlar ki diye düşünmüştüm ama araya giren bolca kaynana gazabı, metresler ve dramlarla iyi sürdürmüşler. Tabi bir de bölüm uzunluğu bir saat kadar. Şimdikiler gibi 3 saat değil. 

 Dizinin en eğlenceli karakteri Mücahit Gürboğanın seyir zevkinden bahsetmeden de geçmeyeyim. Oyuncusu da çok iyi olunca keyifle izletiyor kendisini.

Öyle işte, bizim yaklaşık 20 bölümümüz kaldı finale. Bitince bir boşluğa düşeceğiz büyük ihtimalle. 


Aliyeden önce Kara Melek diye başka bir dizide oynamış meğer. Siyah saçla da ayrı bir güzel görünüyor Sanem Çelik. Belki ona bir şans veriririm. Zamanında magazinlere çirkin bir olayla düşünce Aliyeden sonra başka büyük projelerde yer almamış. Yazık etmiş kendisine.



Konudan bağımsız kendisine aşık olduğum halde yaşatamadığım kalanşom, şu anda sadece gövde olarak hayata tutunmaya çalışıyor:( 

Ben bile kendime hayret eder oldum artık. Az önce laptopu açmaya yeltendim, sonra içimden bir ofladım şimdi laptopun şarjı azdır, şarj kablosunu çıkar da tak da...eziyet gibi geldi bir an. Oysa aile evimdeki emektar bilgisayarım öyle miydi? Saatlerce aralıksız başında oturur kullanırdım. Acaba dedim bir masaüstü bilgisayar mı almalı? Şöyle güzel bir ekran, renkli bir klavye...diye düşünürken silkelendim de kendime geldim. Dedim yine bir tarafından ihtiyaç uydurdun. 
İlk laptop alacağım zaman bir heyecanlıydım, her an her yerde yazabilecektim artık. Hani sanki tek sıkıntım kendi üşengeçliğim değil de bilgisayardı ve laptop da onu çözecekti. Öyle olmadı tabii. Her şeyde olduğu gibi bir şeyler kolaylaştıkça kolay şeyleri yapmak nedense daha zor gelmeye başlıyor. Zor zamanlarda kısıtlı imkanlarla bir şeyleri başarmak insanı güdülüyor herhalde. 
Konu nerden buraya evrildi bilemiyorum, bitmeyen isteklerimden bahsedecektim oysa. Mesela bu aralar fotoğraf makinesi bakınıyorum. Hem güzel çeksin hem kullanımı kolay olsun hem video da çeksin hem  cebime sığsın derken kompakt makinelere çıktı yolum. Çok da seçenek yok ama gözüme sony rx100 m7'yi kestirdim. Aklım hep makinede ama biliyorum ki aldıktan sonra eski cazibesini önemini yitirecek. Bu döngüden çok bunaldım ama almazsam da içimde kalacak gibi.

Neyse laptopun şarjı tek basamaklı sayılara düşmüşken ben şu şarj kablosunu bulayım da takayım, sırada siz de misafirim olun aşağıya bir selam bırakabilirsiniz :)

 Merhabalar dostlarım

Ne zaman açtığımı hatırlamadığım bir yeni sekmeyle karşılaştım arama bisikletimi (haha arama motoru değil de bisikleti çünkü bayağı yavaş ve neden motor denmiş ki zamanında Allah Allah?) açtığımda. Yazının başlığı epey haşmetli "A life in 5,000 books" yanisi aşşaa yukarı Ömürde 5000 kitap. 

Yazan ablamız bayağı sıkı bir okurmuş, Stephen Kingden Ursulaya, japon gerilimlerinden Coetzee'ye, listesiz, ordan oraya savrularak okuduğu dönemlerde okuma listesi yapmaya burun kıvırırken yaş almanın verdiği olgunlukla zamanın, özellikle de okumaya ayrılan zamanın ne kadar kıymetli olduğunu fark ediyor ve başlıyor bu geri kalan kıymetli vakitte planlı programlı okumaya.


Ömür, ömür dediğin nedir ki gülüm? Ben senin için okumayı seçtim gülüm. Eheyt be.

Ömür dediğimiz şey çok kısa gerçekten, Ramazanın gelip geçişinin bile bunu hissettirdiği yaşlardayım artık. (Ramazanın bitiyor olmasının hüznü var üstümde dokanmayın)

Çok şükür ki tamı tamına uyamasam da okuma listesi yapmayı hep çok sevmiştim. Okuma hızımın düştüğü, okumanın benim için doğal, nefes almak gibi bir eylem olmaktan çıktığı yıllarda bıraktım liste yapmayı. İyi mi yaptım kötü mü yaptım bilmiyorum ama o anlar çok şükür ki geçti, şu sıralar yeniden okuyorum, eskisi gibi değil ama inatla devam edersem o okuma aşkına tekrar kavuşacağıma inanarak az da olsa günlük okumaya çalışıyorum.

Okuma istediğimin zirvede olduğu, goodreadste önüme çıkanı kitabı "okumak istiyorum" rafına attığım dönemlerde rafta toplam 1818 kitap biriktirmişim. Ne sallama, ne gerçeklikten uzak bir sayı ama!

Üzülerek 30 yaşında olduğumu varsayarsak ve Türkiyedeki kadınların ortalama ömürlerinin de 80 yıl olduğunu düşünürsek kaldı mı bana okumak için 50 sene? En iyi ihtimalle o da. Sağlıklı bir şekilde görürsek o günleri.

Geçmiş yıllara bakınca en iyi halimle yılda 62, en kötü halimle de yılda 5 kitap okumuşum. (Bu iki kişi ben miyim Allahım??? İnsan işte hiç belli olmuyor, düşmez kalkmaz bir Allah.) Bu sene için de hedefim 24. Önümüzdeki senelerde 36, 48, 60 şeklinde artmasını umut ediyorum ama şu anlık hesaplamak için 24'ü baz alıcam.

Allahtan bir mani çıkmazsa kalan 50 senemde her sene 24 kitap devirirsem daha okunacak 1200 kitabım var önümde! 1200...1200...Çok gibi...Ama ömürlük olduğunu düşününce de az gibi...

Bu hesap kitap ve sonucundaki uzaklara dalışımdan sonraki görevim bu 1200 kitabı belirlemek. Goodreadsi temizlemekle başlayayım diyorum ama bana belli olmaz kağıt kalemle okuma günlüğüme yazmaya da girişebilirim.

Ben neleri koymalı neleri çıkarmalı düşünedururken siz de bana bir ömür bu kitabı okumadan sonlanmamalı diyebileceğiniz kitabı ya da kitapları aşağıya bırakabilirsiniz. Sevinirim, bırakmazsanız da canınız sağ olsun.

Öyleyse, şimdiden iyi bayramlar ve bol okumalar!


 "Mesele şu ki yarın gene yaşamak gerekecek."

İNTİHAR DÜKKANI

Babadan oğula, nesilden nesile geçen bir dükkan burası: İntihar Dükkanı. Hayatınızın baharında ya da daha ileri seviyesinde potansiyelinizin açığa çıkmadan yok olduğunu mu düşünüyorsunuz ya da tüm dünyanın sizden vazgeçtiğini mi? Artık korkmanıza gerek yok, İntihar Dükkanına gidip kendinize en uygun intihar yöntemini seçip bu dünyadan kaçabilirsiniz. Tuvache'ler her gün intihar kitlerini yenileyerek bu sıkılmış ruhlara farklı kaçış yolları sunmayı meslek haline getirmiş, yaşamayı sevmeyen ama bu ulvi görevi yerine getirmek için hayatta kalan bir aile.

Tuvache'ler gülmezler, neşeden hoşlanmazlar, yaşama karşı ilgileri yoktur; en küçük Tuvache olan Alan Tuvache hariç. Adını bilgisayar bilimci ve siyanürlü elma yiyerek intihar eden Alan Turing'den alan Alan, ailesiyle taban tabana zıt bir karakterdir. Şarkılar söyler, gülümseler, hatta ve hatta müşterilere "görüşmek üzere" bile der.

"Alan...! Kaç kez söylemek gerekiyor sana bunu? Buradan çıkan müşterilere "görüşmek üzere" denmez. "Elveda" denir çünkü bir daha gelmeyecekler. Bunu bir gün kafana sokmayı becerebilecek misin?"

Kitaptaki bir yerde Alan bir resim çizmiş, tabii ki günlük güneşlik bir resim, annesinin bunu görünce ettiği bir feryat var ki bana günümüzü tasvir etmiş geldi. Siz ne diyorsunuz?

"Bir yol bir eve çıkıyor, evin kapısı ve pencereleri açık, gökyüzü masmavi ve güneş bütün ihtişamıyla parlıyor!... Senin manzaranda niye hava kirliliği ya da bulut yok? Nerede kafamıza Asya virüsleri sıçan göçmen kuşlar? Nerede radyasyon, nerede teröristlerin patlattıkları bombalar? Bütünüyle gerçekdışı bir resim bu.."

Burada Tuvache ablacım burada, aradığın tüm felaketler 2024 dünyasında, fazlasıyla gerçekleşmiş durumda. 

Kara mizahla karışık, basit bir dili var kitabın. Zaten kitap da birçok kısa bölümden oluşuyor. Ben çok süründürdüm (yaklaşık 1 yıldır elime aldığım her kitaba yaptığım gibi) ama birkaç oturuşta bitirilebilecek bir kitap. İntihar gibi ciddi bir konuyu sarkastik ve trajikomik şekilde ele aldığı için başta bir yadırgayabilirsiniz, ben yadırgadım ama Allah affetsin güldüm de sonra.

İntihar Dükkanına has ürünlerden, adlarını intihar etmiş ünlülerden alan diğer Tuvache kardeşlerden de bahsetmek isterdim ama zaten kısa bir kitap olduğundan kitaba ilişkin keyifli detayları sizlere sakladım. Mutlaka okunması gereken bir kitap zannımca olmasa da okuyacak olanları keyiflerinden etmek istemiyorum.

Yalnız o "son" neydi öyle? Anlayan bana da anlatsın çünkü son cümleyle birlikte kalakaldım. Gerçi kitabın gerisi çok normaldi de bir buna mı şaştın diyebilirsiniz ama hiç beklemediğim yerden vuruldum, hazırlıksız yakalandım, sinirlendim, anlam veremedim.



ocak bullet journal kurulumu
Ocak Bullet Journal Kurulumu

Selamlar
Bullet journala iyiden iyiye alıştığım bu zamanlarda bu mereti bloguma da taşımasam ayıp olurdu. Senenin başından beri yapım aşaması videoları çekmeye çalışıyorum ama hem teknik(çekerken telefonun sürekli videoyu kapatması) hem de mekan problemleri(evde sessiz ortam yok sessiz) yaşadığım için henüz elimde tamamlanmış bir video yok. YİNE DE YILMADIM. Elbet çekilecek o bullet journal videosu. Çekilene kadar da fotoğraflarla idare edeceğim.

O zaman başlayalım her sayfayı tek tek yazmaya.

Ocak Bullet Journal Kurulumu


  • Aylık Takvim ve Yapılacaklar Listesi

ocak bullet journal kurulumu takvim

Bu ikisini bir arada yapmayı tercih ettim bu sefer. Bu şekilde daha planlı ve rahat oluyor bence. Yapılacakları da okul ve diğer diye ayırdım. Diğeri de kategorilere bölebilirdim hobiler, ev falan diye ama okul için yapmam gerekenler kadar zaruri olmadığı için bölmedim. Bujomun en çok ziyaret ettiğim sayfası bu oldu.

  • Her Güne Bir Satır

ocak bullet journal kurulumu

Bu sene bullet journalım için verdiğim karar kesinlikle daha çok anı içermesi. Sadece yapılacaklarımı yazdığım bir defter olsun istemiyorum çünkü sonra yıl bitince o defterle bir bağ kuramamış oluyorum. Bu yüzden geçen seneki bullet journalımı atmayı bile düşünmüştüm. Ki ben yıllar öncesinden kalma defterleri, kitapları, içinde herhangi bir anı içeren şeyleri saklayan biriyim. Ama geçen seneki bujoma bakınca bunu göremedim. Bu da beni üzdü ve 2021'de bunu değiştirmeye karar verdim. Böyleceee ilk defa bullet journalıma "her güne bir satır" adı altında mini günlüğümsü bir işlevi olan sayfa ekledim ve BAYILDIM. Normalde günlük tutmayan ben, her gece bu bir satırlık günlük için defteri çıkarıp yazmaya aşık oldum ve bir satırla başlayan günlük macerama şu an gerçek bir günlük tutmayı da ekledim. Meğer insanın yazdıkça yazası geliyormuş. Ufak da olsa bir başlangıç yapınca fark ediyor insan bunu.

  • Playlist

ocak bullet journal kurulumuPlaylist'i de bazı şarkılar belli dönemleri hatırlattıkları için seviyorum. Bir de ben hep youtube'tan hem spotify'dan hem de telefonuma indirdiğim şarkılardan karışık olarak dinlerim. Böyle olunca da hepsini bir yerde göremiyordum, ta ki ay sonunda böyle bir liste hazırlayana kadar. Playliste önümüzdeki aylarda da devam ederim büyük ihtimalle ama daha küçük bir yer ayırırım diye düşünüyorum.

  • İzlenecekler&Okunacaklar

ocak bullet journal kurulumu

Bullet journalımın olmazsa olmazı. Önce o ay okumayı&izlemeyi düşündüklerimi not alıyorum. Ay içinde random bir şekilde okunan&izlenenleri de sonradan ekleyip ayın sonundaki durumumu görüyorum. Bu sayfa için hep dizi-film afişlerini, kitap kapaklarını çıktı alıp yapıştırayım diyorum ama üşengeçliğime kurban gidiyor hep bu fikir. Belki bir gün yazıcı alırsam...

  • Alışkanlık Takibi

ocak bullet journal kurulumu

En kullanamadığım sayfa oldu bu ay için. Zaten düzenli kullanabildiğim de çok nadir. Sürekli görebileceğim bir yere asmak istiyorum bu takip tablosunu ileriki aylarda. Sonradan deftere geçiririm. Ayrıca alışkanlık takibi sayfalarına edinmek istediğim alışkanlıkla ilgili durumumu sözel olarak da yazmayı düşünüyorum bundan sonra. Nerede zorlandım, nasıl gidiyor, başarmak için neyi denemeliyim vs.

  • Harcamalar

ocak bullet journal kurulumu

Geldik en üzücü sayfaya jfgjx Ay sonunda param nereye gidiyor, neden asla birikmiyor sorularının cevabını veren sayfa. 


Günlük ya da haftalık sayfalar yapmadım. Yapsam daha da düzen katar hayatıma ama hem biraz üşeniyorum hem de her gün yapacak işim olmuyor bazen. Yaparım da boş kalırsa üzülürüm o yüzden bir süre daha böyle devam. Okul açılınca yapacak işlerim artacağından belki günlük sayfalar da eklerim ya da küçük bir ajanda alırım. Duruma göre bakacağız😄

Ocak böyle geldi ve geçti, şubat bullet journal kurulum yazısında (belki de videosunda?) görüşmek üzere!



♫♪Beklerim yolunu aylar boyunca
Yeterki gel bana
Senede bir gün, senede bir gün
Senede bir gün, senede bir gün♫♪


Blogumla aramdaki ilişki buna evrildi: senede bir gün. Ama ben biliyorum ki ne kadar seyrek de gelsem artık buralara burası benim komfor alanım, kimsenin peki bundan bize ne demeyeceği, söylediklerimin ya da yazdıklarımın bir karşılık bulacağı, hiç yoksa kendim için geleceğe bıraktığım dijital bir kayıt.

Bu sefer de rotasız, plansız, ne yazmak istediğimden habersiz geliverdim. Sadece gelmek istedim. Hala hayatta olduğumun bir kaydı olsun istedim.

Bu sıralar hayat biraz telaşlı ama telaşın da tatlı olanıyla geçiyor. Dünya için küçük benim içinse büyük olan yeni bir evreye adım atmaya hazırlanıyorum. Benim için en büyük dönüm noktası atanıp orada bir hayat kurmaktı. Şimdi de bunu bir üst seviyeye çıkarıp kurduğum bu hayatı biriyle paylaşma kararı almış bulunmaktayım. Süreç şu an beni korkutuyor çünkü Türkiye şartlarında gereğinden fazla yorucu bir olaya dönüşüyor ama kalan ömrümü paylaşmak istediğim kişinin buna değer olduğunu düşünmek güç veriyor.

Bunun dışındaaaaa çok şükür 27 yaşımı da atlattım, 26'dan kalma dertleri tasaları atlattık gibi. Toparladık bazı şeyleri. Hayatı keşfetme hevesi yeniden uğradı. Bir şeylere merak salmaya tekrar başladım. İleriye umutlarım yeniden yeşerdi. Her şey çok güzel, kuşlar uçuyor falan değil tabi. Kötü günlerin illa ki olacağını maalesef kabullendim. Bazen bazı şeyler benim gücümün dışında oluyor ve tek yapabileceğim akışa bırakmak oluyor.

28'de denemek istediğim şeyler var. Mesela seramikle daha profesyonel anlamda haşır neşir olmak. Pandemi dönemi pişirmeden kuruyan seramik hamuruyla bir denemem olmuştu ancak ilerletmemiştim. Geçen hafta seramik atölyesinde kupa yapma imkanım oldu ve BAYILDIM. Bu sene bunu daha çok deneyimlemek istiyorum. Belki atölyeden ziyade kursuna gitmeyi deneyebilirim.

Uzun lafın kısası hayattayım canım blogum, ihmalkarlığımı affet.

İmza: buralara yeni gelmeyen, geri gelen biri.



çalışmamak için gerçekten mümkün olan her şeyi yaptım;

-tüm gün borsa takip ettim (yine de kazanamadım)
-yeni diziye başladım, çok da sevdim arka arkaya dört bölüm izledim (evet manifest senden
bahsediyorum)
-izlemek istediğim animeleri listeledim
  1. natsume yuujinchou
  2. donten ni warau
  3. dororo
  4. tokyo revengers
  5. jujutsu kaisen
  6. buddy dadies

-ev ahalisini dalgonaya boğdum (hala bıkmadık since covid 19)
-random bir film açıp mide bulantısıyla kapadım (raw, ne izledim, neden izledim, bari bir şeye bağlansaydı)
-ufak çağlı (bayağı ufak, odamın dışına taşmayan) temizlik ve düzenlemeler yaptım.

bilmiyorum daha ne yapsam da çalışmasam.
iki senelik fotoğrafçılık bölümünü dört seneye uzatan arkadaşınız bildirdi.


yaşayan bir ölüden kastım ben miyim yoksa bu eski blog mu?

yıllar sonra sinemaya gittim, özlemişim.
yıllar sonra bloga yazıyorum, çok çok özlemişim.

önce sinemadan başlamak gerekirse avatar: suyun yolu filmine gittik ev arkadaşımla. ilk filmle ilgili mavi insanların olduğunu hatırlıyordum sadece (üzerinden on küsur yıl geçince normal kabul ediyorum) ama buna rağmen ikinci filmde aradığım şeyi buldum: üç saatliğine dünyadan kopuş. Senaryonun hiçbir yerinde şaşırmamış ve çok etkilenmemiş olsam da bana o denizin altındaymış hissini yaşatması yetti (bknz. denize kıyısı olmayan şehirde yaşayan insan problemleri). bu filmin bir de on boyutlu gösterime girdiği yerler varmış, rüzgarı, suyu falan hissediyormuşsunuz, aklım sadece onda kaldı. on küsur (yazar burada ısrarla ilk filmin tarihine bakmadığı için tarihi yuvarlıyor) yıl sonra çeke çeke bunu mu çektiniz diye haklı bir sitemde de bulunulabilir ama canımı buna sıkamayacağım, yolo diyor ve önümüzdeki filmlere bakıyoruz.

blog mevzusu ise daha karışık. en son bu blogun kepenklerini kapatıp yeni bloga geçmiştim 2021'de. blog için planlarım, bir şeyleri yazmak için hevesim vardı. sonra ne olduysa (hayattan kopuş, vazgeçiş, yiten hevesler) geçen yıl bir zamanlar tutkuyla yaptığım her şeyden elimi eteğimi çekmiş oldum. özetlemek gerekirse çöp (buraya tanımlamak için başka bir üç harfli kelime daha çok uyardı da seviyemizi bozmayalım) gibi bir yıldı. 27 yılın en çöpten yılı olsa da bazı anlar vardı ki 2022'yi benim için yaşanılabilir kıldı.

2023 ve gelecek hala umut vaad etmese de elimi çook azıcık taşın altına koyayım dedim. öyle ya da böyle yaşanacak günlerimiz varsa bunu eser miktarda kendim için yeniden anlamlı ve keyif alır hale getirmek istiyorum. bloga dönüşüm de bunun için milat olsun istedim.

Bu yazı ayrıca blog konusunda ve diğer her konuda varlığıyla beni ayakta tutan kişiye gelsin, iyi ki varsın Seda, seda.png ya da benim telefonuma ilk kaydedişimle seda.wire<3
bana iyi geldi, iyi geliyor, size de gelir umarım






 

Başlığa karar vermesi çok zor oldu. 

"2021'in En Kötü Kararı"

"Blogum Beni Affet"

"Geri Dön Periodic Library"

"Elim Kırılaydı da Silmeyeydim Periodic Library"

"Kendim Ettim Kendim Buldum"

Seçeneklerin hepsi durumun vahametini anlatmak için uygundu, ben de en kısa ve öz olanı seçtim: rip periodic library.

Şimdi zamanda biraz geriye gidelim.

Yeni yıla girdiğimiz günlerden birinde, bir anda, ortada hiçbir şey yokken, bir deli dürtmesiyle birlikte neredeyse 6 yıldır kullandığım blog adresi olan periodic library'i değiştirdim. Aslında bir süredir daha akılda tutması kolay ve türkçe bir isim istiyordum ama aklımda herhangi bir fikir olmadığı için bekletiyordum. O deli dürtmesiyle birlikte hala aklımda bir isim yokken o anda daralmış bir ruh halinde olmamın da verdiği etkiyle "sorarlarsa evde yokum" olarak değiştirdim ve anlık da olsa rahat ettim. Tabii uzun sürmedi, bir hafta geçmeden yine değiştirip şu anki ada çevirdim: konusmayageldim. YİNE başta içime sinse de sonradan googleda artık görünmediğimi fark edince canım sıkıldı:( Periodic library yazınca bir ben çıkardım ama konuşmaya geldim yazınca blogum hariç her şey çıktı:( İşte bu yüzden bir kere daha değiştirmeye karar verdim ama bu sefer de yeni blog adı bulma derdine düştüm.

Aşırı kararsız olduğum için 2 gün boyunca insanların başının etini yedim bu konuda jfkjx Fikirlerini paylaşan herkese tişükkür ederim buradan<3 Bu fikir alışverişlerinin sonucunda çoğu kişi tekrar periodic librarye geçmemi önerdi ve yakın arkadaşım da yeni blog açıp oradan devam etmeyi kafama soktu. Mantıklı geldi, hem burası ilk adıyla duracaktı hem de yeni blogla temiz bir başlangıç yapacaktım. Karar verilmişti artık, geriye sadece uygulaması kalmıştı. 

Olaylar da tam olarak burada patlak verdi.

Nolur nolmaz diye periodic library adıyla bir blog daha açmıştım isim bende kalsın diye, dedim ki o blogu sileyim de konusmayageldim'in adını periodic library'e çevireyim. 

DEMEZ OLAYDIM.

SİLMEZ OLAYDIM.

Meğer bloggerda "silinen" bir blogun adını alamıyormuşuz. Nereden bileyim ben... Blog adını değiştirince o değiştirilen ad kullanılabildiği için aynısı silinen blog için de geçerli olur diye düşünmüştüm. Yanlış düşünmüşüm.

Böylece kayıp gitti periodic library adı elimden. Altı yıllık birlikteliğimiz son buldu.

Çok üzüldüm, sile tıkladığım ana çok geri dönmek istedim, bir şekilde belki blogu silmekten kurtarabilirim diye googleda aramalar yaptım, olmayınca direkt bloggera yazdım sorunu ama nafile. Şu an hala daha üzgünüm ama artık kabullenme aşamasına geldim. Yeni blogumu düzenlemeye verdim kendimi. Bu yazıdan sonra yeni blogumun merhaba yazısı da gelecek ve burayı artık geçmiş blog yaşantımın anısı olarak saklayacağım.

Bu yazıdan sonra bu blogumu acemilik eserim kabul edecek ve umarım kalfalık eserim diyebileceğim yeni blogum olan Esseve Rin'de devam edeceğim.

Hoşça kalın

ve yeniden görüşürüz umarım.

Artık buradayım.





 Hazır en uzun gecedeyken 2020'de hem en uzun sürede okuduğum hem en uzun kitaptan konuşmaya geldim. Tamam en uzun gece yazıya girmem için bir bahaneydi sadece. Girdiğime göre devam.

Şu anda 20'li yaşlarda olanlarımızın ergenlik dönemine denk gelen bir kitap biz ergenleri iki gruba ayırdı: ıyy aşık vampirler diyenler ve ayyy aşık vampirler😍 diyenler. Şu anda bu yazıyı yazdığıma göre benim hangi tarafta olduğumu tahmin etmişsinizdir, evet, doğru bildiniz AYYYYY AŞIK VAMPİRLERR diyenler tabii ki. Bizi ikiye bölen kitap da tabii ki Stephenie Meyer ablamızın elinden çıkan Alacakaranlıktı.


Allah biliyor ya çok severek okudum, anısı da çok, sadece kitapla ilgili de değil bu durum. Kitaba olan ortak sevgimiz sayesinde tanıştığım ve bugün bile görüştüğüm insanlar varken Alacakaranlık'ın benim için basit bir kitap olması tabii ki ihtimal dışı.

Sanırım bendeki yerinin anlamı az çok anlaşılmıştır, hal böyle olunca Alacaranlıkla ilgili her şeye hala heyecanlanmam şaşılacak bir durum değil. Hele de kaç zamandır beklediğimiz (tamam itiraf ediyorum ben artık ümidi kesmiştim) Gece Yarısı Güneşi'nin gerçekten yayınlanacağını öğrenmişken heyecanlanmamam imkansızdı.

Kitabı temin edince bir heyecanla başladım okumaya.

Başta Edward'a alışmak zor oldu. Kendisini Bella'nın gözünden okumak çok daha rahattı. Bellayla olan ilk biyoloji derslerini hatırlarsanız, hani Bella'nın kokusunu ilk defa aldığı sahne. Alacakaranlıkta Bella sadece Edward'ın neden bu kadar sinirli ve tiksinmiş baktığını düşünürken Edward'ın o anlarda içindeki öldürme arzusuyla savaşması, öldürmek için planlar yapması, sonra vazgeçmek için nedenler bulması sayfalar sürdü, ABARTMIYORUM SAYFALAR SÜRDÜ SAYFALAR. Hani bir süre sonra okurken ben dedim ki ye gitsin ya, valla ye de bitsin kitap.

Edward meğer yorucuymuş arkadaşlar. Tanklarca papatya ve melisa çayına ihtiyacı varmış kandan çok. Gerçi yine de çok kızamıyorum çünkü Cullen ailesine ilk katılan kişiyken ve diğerleri hayat boyu sevecekleri kişiyi bulmuşken onun yüz yılı aşkın yıldır yalnız olmasının verdiği sıkıntı onun bu emo halleri için geçerli bir mazeret ama bu demek değil ki okurken keyif aldım. Aksine sıkıldım, insan hiç mi mutlu olmaz dedim, özür dilerim kurgusal aşkım Edward Cullen...

Zarar vermemek için Forks'tan ayrıldığı ama sonra ayrılmanın çözüm olmadığını anlayıp geri döndüğü andan itibaren çok keyifle okudum çünkü sonunda Bellayla konuşmaya başladı, işte dedim bana bunlarla gelin!!!

Alacakaranlık'ta en sevdiğim kısımlar Gece Yarısı Güneşi'nde de en sevdiğim kısımlar oldu. Bella'nın Edward hakkında araştırmalar yaptığı, okula birlikte geldikleri, kafeteryada aynı masada oturdukları, Port Angeles'taki konuşmaları ve geri dönüşte yaşananlar beni ergenlikteki heyecanıma geri döndüren,  kitabın en sevdiğim kısımları oldu. 

Ama her güzel şey gibi bunun da sonu geldi. Kitabın son 200 küsur sayfası baştaki sıkıcığını bile ikiye katlayacak kadar sıkıcıydı. Gönlüm hep mutlu, tatlı tatlı flört halinde takılsınlar isterken koşturma, kaçma kovalama işleri hiç benlik değildi. Yine de bu kadar okudum yarım kalmasın düşüncesiyle bitirdim, söylemezsem olmaz, ben de bittim.

Okuduğuma pişman değilim yine de. Okumasam meraktan çatlardım. Ama yoruldum da. Eğer zamanında Alacakaranlık'ı sevmiş ama şu anda aynı kategorideki kitaplardan pek de farklı olduğunu düşünmüyorsanız, yıllar önce yayınlanan Gece Yarısı Güneşi'nin sızdırılan bölümlerini okuyup aşık olmamışsanız ve nostalji yaşamayla ilgilenmiyorsanız Gece Yarısı Güneşi uzak durmanız gereken bir kitap. Ben ki o kadar seviyorken sövecek duruma geldim, siz hiç okuyup da tadınızı kaçırmayın :D 

Şimdilik bu yazıyı bitiriyorum çünkü en uzun gecemizin sonuna geldik ve yoruldum. Eklemek istediğim birkaç şey daha var ama sonra inşallah.

Siz peki zamanında Alacakaranlık furyasına katılanlardan mıydınız?

Gece Yarısı Güneşi'ni okudunuz mu?

Ne düşünüyorsunuz?

Konuşmaya gelin!

Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda

Fotoğrafım
elzem
Kitapları kapağına göre yargılıyor, canım istemediği noktada her şeyden vazgeçebiliyorum.
Profilimin tamamını görüntüle

İzleyiciler

En Çok Okunanlar

  • Kitap Yorumu: Adulthood Is A Myth-Sarah Andersen
  • River'ın Kış Anime Challenge'ı
  • Gelmez mi hiç isteklerin sonu?
  • Pinuccia'nın Yaz Okuma Şenliği: Kitap Listesi
  • 28. Son | 28 Days Blog Challenge
  • Hayırlısı Oldu Olacak Gibi

Kategoriler

  • DİZİ ÖNERİLERİ (1)
  • FİLM YORUMLARI (3)
  • KORE DİZİLERİ LİSTESİ (1)
  • KİTAP YORUMLARI (30)
  • KİTAP İNDİRİMLERİ (1)
  • KİŞİSEL ÇİZİKTİRİKLER (6)
  • LİSTELER (1)
  • Meydan Okumalar (17)
  • MİMLER (14)
  • NETFLIXTEKİ KORE DİZİLERİ (1)
  • OKUMA ETKİNLİKLERİ (12)
  • SEYİR DEFTERİ (9)
  • TOP TEN TUESDAYX (2)
  • Yeni Çıkacak Kore Dizileri (1)
  • Yıl Sonu Değerlendirmesi (2)
  • Yıl Sonu Favorileri (2)
  • ay sonu değerlendirmesi (4)
  • challenge (19)
  • kitap alışverişi (3)
  • kitap fuarı (6)
  • kitap haberleri (2)
  • kitap tanıtımı (5)
  • kitap önerisi (2)
  • kore dizileri (9)
  • kpop (2)
  • kütüphane günlükleri (2)
  • maraton (9)
  • pazar 6'lısı (60)
  • pazar raporu (3)
  • seri sıralamaları (1)

2020

2020 Reading Challenge

2020 Reading Challenge
Eslem ~periodiclibrary has read 1 book toward her goal of 52 books.
hide
1 of 52 (1%)
view books

INSTAGRAM

Blog Arşivi

Bak Bakalım Bulabilecek Misin?

Pazar 6'lısı

Pazar 6'lısı

Dert Dinlenir&Öneri Alınır

Ad

E-posta *

Mesaj *

Copyright © 2016 Periodic Library. Created by OddThemes & Free Wordpress Themes 2018