Periodic Library

Blogger tarafından desteklenmektedir.
  • Anasayfa
  • Diziler
    • Kore Dizileri
    • Diğer Diziler
    • Dizi Haberleri
    • Dizi Önerileri
      • Romantik Diziler
      • Gerilim Dizileri
  • Kitaplar
    • Kitap Yorumları
    • Kitap Listeleri
  • Diziler
  • Elem o'clock
  • Hakkımızda
  • Bendeniz, Elem
    • Twitter
    • Instagram

Aşkın Postacısı-Denis Theriault



Sert bir kayaya
Çarpan su gibi
Kendine döner zaman

Hikayemizin kahramanı olan Bilido bir postacı. İşini aşkla yapan, milyonlar verseler bile kimseyle yer değişmek istemeyen bir postacı. Biraz da meraklı. Gündüzleri işini incelikle yapan Bilido'nun pek de etik olmayan bir huyu var: başkalarına gelen mektupları okumak.

Ulaştıracağı evrakların arasında şahsi mektuplara rastladı mı okumadan teslim etmeyen Bilidonun kötü bir niyeti de yok aslında. Çok istese de hiç mektup yazanı olmayınca o da kendini başkalarının mektuplarını okurken bulmuş biri Bilido.

Bilido bir sürü mektubun seyrine karışıyor ama yazdığı mektuplarla onu özellikle heyecanlandıran sadece biri var: Segolene. Segolene'in mektupları diğer mektuplardan çok farklı. Segolene'in mektupları her seferinde sadece 3 dizeden oluşuyor. Neyin nesi olduğunu bilmediği bu şiirleri okuması Bilidoya tarifi imkansız bir zevk veriyor ve gittikçe saplantı haline geliyor bu durum.

Şans eseri bu 3 dizelik şiirlerin Haiku denilen geleneksel Japon şiiri olduklarını öğrenmesiyle olaylar başlıyor ve Bilidoyla birlikte çok zevkli bir Haiku keşfine çıkıyoruz. Normalde şiire özel bir ilgim olmadığından haikudan da etkileneceğimi pek zannetmiyordum ama yanılmışım. Denis Theriault'un hikaye anlatıcılığından ve haikunun sade ama öz yapısından çok ama çok hoşlandım.


"Haiku, kalıcı olanla ruhani olanı birleştirmeyi hedefliyordu. İyi bir haikunun bir doğa göndermesi (kigo) içermesi veya sadece insanlara özgü olmayan bir gerçekliğe vurdu yapması idealdir." Sayfa 47

Not: Zaman içinde kitabın yayınevi ve buna da bağlı olarak adı değişmiş, ben okuduğumda Postacının Aşkı'ydı, şimdi Aşkın Postacısı olmuş. İkisi de kitapla uyumlu olduğu için bence sıkıntı yok. Sadece nostaljinin hatırına yazı başlığını ilk yazdığım şekildeki gibi bırakacağım, karışıklık olmasın diye açıklamak istedim.

Kitaptan bağımsız not: Bu yazının aslı bloggerın dediğine göre 14.05.2020'de yazılmış, ben daha da eskiden okuduğumu düşünüyorum ama hadi neyse bloga geç yazdım diyelim, yayınlanması 3 yılı buldu. Oysa resimler hariç yazı da hazır bekliyordu. Buradan da ne sonucunu çıkarıyoruz: vaktinden önce çiçek açmaz. Ordan buraya iyi bağladım bence, hadi kalın sağlıcakla iyi geceler.
Tam blogumun asıl amacına uygun bir soru var bugün, daha doğrusu 9 gün önce vardı :))
11. Son zamanlarda okuyup bitirdiğin kitabın yorumunu yazabilir misin ?

GECE SİRKİ-ERIN MORGENSTERN


"Sirk, haber vermeden gelir. Gelmeden önce hiçbir duyuru yapılmaz, kimseye haber verilmez. Dün yokken, birden ortaya çıkar."

Heyecanlı heyecanlı kitap okumayalı bayağı oluyordu ki imdadıma Gece Sirki yetişti. Kütüphanede karşılaştık Gece Sirki ile ve Okuyan Muggle Gözde'nin sevdiğini bildiğimden tereddüt etmeden aldım kitabı.

Arka kapağındaki tanıtım yazısı da oldukça merak uyandırıcıydı. Sadece gece yarısı açılan bir sirk ve hiçbir sirkte görülmemiş çadırlar... Kesinlikle kitaba tav olmuştum ve başladım okumaya.

Başladım başlamasına ama kendimi kitaba kaptırmam beklediğimden uzun sürdü, yaklaşık 150 sayfa kadar. Kitap kötü olduğu için değil, aksine çok sevdiğim ve genelde fantastik olan kitaplarda hep böyle oluyor. Yazar, kitaptaki evreni tanıtmadan okuyucuyu birden olayların ortasına atıveriyor ve parçaları birleştirmek okuyucuya düşüyor.


Daha çocukluklarından itibaren bir karşılaşma için eğitilen iki sihirbaz Celia ve Marcoyu, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir sirk oluşturmak için bir araya gelen bir grubu ve olaylara nerede ve nasıl dahil olacağını pek kestiremediğimiz Bailey adında bir genci okuyoruz. Hikaye üç farklı koldan, üç farklı tarihte ilerlediği için başta zor geliyor biraz hepsine bütün olarak bakmak ama okudukça parçalar yerine oturmaya başlıyor ve bir bakıyorsunuz ki kendinizi çoktan o evrenin içinde kaybetmişsiniz.

Baştan itibaren bahsi geçen "karşılaşma" benim beklediğimden çok farklı ve bu farklılığa bayıldım. Ben Harry ve Voldemort gibi yüz yüze kozlarını paylaşmalarını beklerken çok daha sihirli ve anlamlı bir karşılaşma oldu. Aşık atışmasına benzettim ben biraz, ikisi kendi bildikleri şekilde sihri kullanarak sirke eklemeler yaptılar. Onlar yaptıkça ben sirke aşık oldum, keşke gerçek olsa da kırmızı atkısını takıp şafak sökene kadar sirkin tadını çıkaran bir rêveur olsam diye düşündüm. Ayrıca iki sihirbaz arasındaki rekabetin imkansız bir aşka dönüşünün ağır ağır oluşu benim açımdan Gece Sirki'ne bir puan daha kazandırdı. 


Sirkte birbirinden farklı ve birbirinden büyülü o kadar çok çadır vardı ki betimleme okumayı pek de sevmeyen ben, yazar o çadırları tasvir ederken sadece okumadım gerçek manada o çadırları görebildim. Rüyalardan çıkmış gibiydi çadırlar. En sevdiklerimden biri koku çadırı oldu sanırım.

Gece Sirki kesinlikle beklediğimden daha güzeldi. Olayların bağlanışı, sihrin ve sirkin işleyişi, o tarihi hava, tüm karakterler... Her şey birbiriyle tutarlı ve bütünler nitelikteydi. Keşke seri olsaydı ve bu evrende, bu karakterlerle daha çok zaman geçirebilseydik ama bu sefer de şimdi olduğu kadar etkileyici olmazdı, biliyorum. Bir okur asla tatmin olmuyor, gerçekten iflah olmayız :D

Gece Sirki'ni okuyanlara en sevdiğiniz çadırın ne olduğunu, okumayanlara ise ilginizi çekip çekmediğini sorarak yorumumu burada noktalıyorum. 
Keyifli günler!^^

Periodic Library-Eslem

nefret oyunu sally thorne lucy joshua yabancı yayınları

Sayfa Sayısı: 384
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Türü: Romantik, Yetişkin

Ufak bir itirafla başlamak istiyorum: klişeleri severim. Hikaye mantık kuralları çerçevesinde işlendiği sürece (işin içine romantizm girince mantığın biraz kenara çekilmesini kabullenebilirim) ve üslubu da güzelse klişeleri içeren kitapları okumayı, dizileri izlemeyi seviyorum. Nefret Oyunu da sağ olsun en sevdiğim klişenin neden en büyük aşklar nefretle başlar olduğunu bir kez daha hatırladım.

Nefretten doğan aşkları seviyorum çünkü:
1- Laf dalaşını seviyorum. Hele de karakterler laf cambazı, zeki kişilerse.
2- Flört kısmı uzun oluyor. Bayağı uzuuuuuuuun. Bu süre zarfında karakterlerin sözde didişmeleri, yapılan ufak ama anlamlı jestler, birbirlerinden hoşlandıklarını bir türlü fark edemeyişleri, karakterler arasındaki ısınan hava vs. bunlar hep artı puan, gözümden kalpler çıkarak okumama neden olan şeyler.
3- İtiraflar. Sonlara yaklaştıkça dökülen itiraflara zaafım var. Çat diye "Seni seviyorum." diyince bir anlamı olmuyor ama o iki kelimeye giden o süreç uzun ve zorluysa itiraf gelince tadından yenmiyor.
nefret oyunu sally thorne lucy joshua yabancı yayınları


Nefret Oyunu da bu 3 maddeye sadık kalınarak yazılmış sanki. Karakterlerimiz Josh ve Lucy yayıncılık sektöründe çalışan, aynı ofisi paylaşan iki iş arkadaşı. Ama şöyle bir şey var ki birbirlerinden ölesiye nefret ediyorlar. Lucy'nin bilgisayar şifresi JOSHUADANSONSUZADEKNFRTEDYRM@ idi mesela. Gerçi bu sonsuza dek kısmı biraz tartışılır olmuş ama neyse biz kaldığımız yerden devam edelim :p İkisi arasında geçen her şey bir güç yarışı sanki. Mesela anlatıcımız olan Lucy'nin Bakışma Oyunu diye adlandırdığı bir oyun var. Kimin gözünü önce kaçıracağıyla ilgili. Birbirlerini sinirlendirecek hiçbir fırsatı geri çevirmiyorlar anlayacağınız. İkisi arasındaki atışmalar çok eğlenceliydi, kahramanlar zeki olunca diyaloglar da bundan payını alıyor tabi. Ben çok keyifle okudum, o kadar ki okurken sabahlamışım. En son şarjım bitti de uyudum :D

İkilinin nefret ayağına birbirlerinin her şeyini neredeyse bilmeleri de bayağı sevimliydi. Joshua bayağı düzenli bir tip olduğundan haftanın her günü gömleklerini belirli sırada giyiyordu ve Lucy'nin bu sırayı ezberlemiş olması ve günleri artık Josh'ın gömlek renklerine göre belirlemesi eğlenceli bir detaydı :D

nefret oyunu sally thorne lucy joshua yabancı yayınları
Çoğu romantik kitapta olan yanlış anlaşılmalar sonucu yaşanan saçma ayrılıklar ya da travmalı geçmişe sahip erkekler benim gözlerimi devirmeme, kitaptan soğumama neden olur Nefret Oyunu bu konuda da farkını ortaya koyuyor ve aynı kategorideki romantik kitaplardan adımlarca öne geçiyor.

Sanırım anlamışsınızdır ama ben Nefret Oyunu'nu oldukça sevdim, okuması da hızlıydı. Tam yaz günü okunacak bir kitap. Eğer siz de eğlenceli, romantik bir kitap arıyorsanız aradığınız kitap Nefret Oyunu olabilir :))

nefret oyunu sally thorne lucy joshua yabancı yayınları
Keyifli günler!
kazananın suçu marie rutkoski yorum


Kazananın Laneti'ni zamanında çok severek okumuşum. Okumuşum diyorum çünkü neden çok sevdiğim hakkında pek de bir fikrim yoktu ikinci kitap olan Kazananın Suçu'na başlarken. Kestrel'in ilk kitapta zeki bir karakter izlenimi bıraktığını hatırlıyorum bende ama bunu maalesef Kazananın Suçu'nda hissedemedim. Ya da şöyle diyeyim beni çok etkilemedi.

En son Herranilerle olan savaşın bitmesi için İmparatora bir teklif sunmuş ve İmparator da teklifini beğenince kabul etmişti. Teklife göre Herranilerle olan savaş bitecek, Herran Valoryaya bağlı özerk bir ülke olacaktı. Tabii bunun karşılığında İmparatorun da Kestrelden bir isteği vardı: oğluyla evlenmesi. Canım Kestrel savaş bitsin, ölümler dursun diye kabul ediyor ancak kitabın devamında kalbi ve mantığı arasında bocalayıp durdu. Tabi Kestrel'in yaptığı bu fedakarlıktan haberi olmayan Arin de bayağı perişan oldu ama bazı yerlerde oh olsun demedim değil hani. Sen kim köpeksin de Kestrel'i üzüyorsun😒

Kitaptaki Kestrel/Arin yakınlaşmaları niyeyse hiç heyecanlı gelmedi. Aradaki o gerilimi hissedemedim. Seni sevdiğim için senden ayrılmak zorundayım klişesi benim gözümde tüm romantizmi ve heyecanı öldürdüğünden olsa gerek. Bir de sonunda birlikte olacakları %90 kesinken inandırıcı olmuyor.

Romantizm yönünden zayıf olsa da Arin/Roshal bromance'ını okumak çok keyifliydi😸 Roshal'ın durup durup Arin'e geleneksel öldürme yöntemlerinden bahsettiği ve ikilinin atıştıkları yerler favorim oldu diyebilirim😸

Bir diğer sevdiğim şey de Verex oldu :')) Nasıl minnoş bir prenssin sen aman aman. Verex ve Kestrel'i bayağı yakıştırdım ama işte maalesef ikisinin da başka sevdicekeleri var...Oysa uygun şartlar altında iyi bir çift olabilirlerdi bence. Ne diyelim sağlık olsun😁


Sonu da beni pek şaşırtmadı. Hikayenin bir şekilde yön değiştirmesi gerekiyordu zaten. Bir de alıştık artık genç-yetişkin distopya kitaplarına, hep aynı taktik hep aynı taktik :D

Sonuç olarak Kazananın Suçu'na puanım 3,5/5.

Siz neler okuyorsunuz bu aralar? Kazananın Suçunu okumuş muydunuz?
Buyrun yorumlara! :)
M E R H A B A L A R
Beni okusam mı okumasam mı çok ikilemde bırakan bir kitabın yorumuyla karşınızdayım: Harry Potter ve Lanetli Çocuk. Belki çocukluğum Harry Potterla geçmedi (maalesef) ama keşfettikten sonra yeri doldurulamayacaklara girdi benim için. Hal böyle olunca serinin 8. kitabı diye tanıtılan, Ölüm Yadigarlarının bıraktığı yerden devam eden bu kitabı okumak için inanılmaz heyecanlı olsam da asıl yazarının J. K. Rowling olmayışı ve tiyatro metni şeklinde yazılmış olması beni korkutuyordu. Geçenlerde okul kütüphanesinde denk gelince okuyayım gitsin ya diyerek başladım okumaya.

Yukarıda da dediğim kitap istasyonda Harry ve diğerlerinin çocuklarını yolcu etme sahnesiyle başlıyor. Albus Severus ilk kez Hogwartsa gideceği için ve ya Slytherin'e seçilirsem diye endişelidir. Harry Albus'a Slytherin'e seçilse de sorun olmayacağını söylemesine rağmen Albus'un endişeleri dinmez ve birkaç sayfa sonra öğreniriz ki bu endişelerinde haksız da değildir. Slytherin'e seçilir ve Slytherin'de bir Potter olması yeterince skandal değilmiş gibi hem Slytherin Koftisi diye dalga geçilecek kadar başarısız bir büyücü olur hem de Draconun oğlu Scorpius Malfoy ile yakın arkadaş olurlar. Potter ve Malfoy dostluğu, evlere şenlik! 

Bizim küçük Potter'ın babasıyla da arası iyi değildir. Potter adının getirdiği beklentileri karşılayamayan, babasının kahramanlık öykülerini dinlemekten bıkmış ve tam ergenlik çağında bir çocuk düşünün, ne yapardı sizce? Evet, doğru bildiniz, kendini ispatlamak. Albus Severus Potter da bunu yapmaya çalışıyor. Bir gün babası ve Amos Diggory arasında geçen bir konuşmaya kulak misafiri olunca Cedric Diggory'i kurtarıp babasının hatalarından birini düzeltmeyi kafaya koyuyor, Scorpius'u da bu macerada yanında sürüklüyor. (Spoiler diye kızan varsa bütün bunların 50 sayfada yaşanan şeyler olduğunu söylemek isterim. Yani merak etmeyin hala heyecanlı bir şekilde okuyabilirsiniz.)

harry potter ve lanetli çocuk jk rowling konusu yorumu
Albus ve Scorpius'un kaş yaparken göz çıkarma maceralarını tiyatro metni olarak değil de roman olarak okusaydık keşke. Betimlemelerle, düşünce akışlarıyla gerçekten okuması keyifli olurdu. Mantık hatalarını yok sayarsak bu haliyle de Potter&Malfoy ikilisini okumak fena değildi. Ama diyorum ya KEŞKE:(



-SPOILER-

Bu Zaman Döndürücü kullanıp Cedric'i kurtarma planı baştan aşağı saçma değil miydi ya? Hani sanki herkes salak bir Amos zeki. Voldemortla savaşırken kimler kimler feda oldu bu uğurda. O zaman hop hemen bir geriye gidelim değişelim tarihi, bu kadar basit olabilir mi ya? Olsa bu çocukcağız anasını babasını, Sirius'u, Lupin'i ve daha nice kayıplarını kurtarmaz mı? SİNİRLENİYORUM DÜŞÜNDÜKÇE. Albus'un da hemen gaza gelmesi, kendini kahraman sanması da ayrı olay. 

Sonrasında bu çocuklar ve Delphi çok özlü iksir kullanarak Harry, Ron ve Hermione'ın kılığına büründüler ama bürünecekleri kişilere ait parçaları nereden buldular? Hani bu Cedric'i kurtarma planını Albus evden ayrılmadan önce planladı desek tamam babasının saçını falan almış olabilir, bir şekilde Ron ve Hermione'dan da bir parça almış olabilir ama Hogwarts'a giden trende bu kurtarma planına başlıyorlar. Bu durumda iksire eklenecek parçaları Delphi almış olmalı ama nasıl? Buna yanıt vermeden hemen iksiri içme kısmına geçiyorlar:( 

Sonra bir de Sihir Bakanlığındalarken Hermione'ın odasının kapısını alohomora ile açmaları? Hani anasının karnından yeni doğmuş bir büyücünün bile yapabileceği bir büyüyle mi korunuyor sadece bu kapı? E oldu o zaman hiç kilitlemeseydi Hermione odasını? Alohomora ile açılacaksa ne gereği var ki? Bu şeye benziyor kapıyı kilitleyip anahtarı üzerinde bırakmaya. Zaman döndürücüyü kitaplıkta saklamış olmasına değinmeyeceğim bile, bak tansiyonum yükseliyor düşündükçe.

Daha çok şey eklenebilir bu hatalara ama ben son bir tane daha ekleyip bırakacağım. Kitabı okurken fark etmemiştim bunu, ekşide okuyunca kitabı açıp baktım ve tam olarak entryde bahsedildiği gibi gerçekleşiyor olay. Gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum gerçekten. Böyle böyle hatalar beni soğuttu kitaptan. 

Ayrıca George'u görmek isterdim, Teddy Lupin'i, Neville'i... Hadi Neville'in adı geçiyor yine ama Georgedan neden ad olarak bile yok? Oysa Ron'un şakalarından bahsederken araya George da sıkıştırılıp bu zavallı Eslem mutlu edilebilirdi:( 

Dumbledore'u görmek güzeldi. Her ne kadar tanıdığımız Dumbledore'dan uzak olsa da, Harry'e "Ben sana bağlanmak istemedim." diyecek kadar klişeleştirilmiş olsa da. 

-SPOILER SONU- 

JKR yerinde olsam ve Jack Thorne bana bu Lanetli Çocuk metniyle gelse okuduktan sonra ufak çevrelerde oynanmasına izin verirdim ama 8. kitap adıyla basılması? Yok dostum yok orada duracaksın işte derdim çünkü 8. kitap değil, asla da olamaz. Lanetli Çocuk'u binlercesi yazılan Harry Potter fanfictionlarından ayıran bir özelliği yok. Ama işte sonuca bakarak söyleyebiliriz ki bana soran da yok. 

harry potter ve lanetli çocuk jk rowling konusu yorumuBasit, internette yayınlanmış bir fanfiction olsa sadece sürüsüyle olan mantık hatalarını yok sayabilirim, sonuçta amatör işi, bir JKR değil sonuçta yazarı der geçerim ama bizzat JKR tarafından onaylanmış bir kitapta böyle hataları makul gösterecek bir sebep bulamıyorum. Sen ki koskoca HP evrenini özenle oluşturmuş kişisin, bu evrenin kurallarının çiğnenmesine nasıl müsaade ettin? Jack Thorne'cum alınmasın ama (McGonagall'a Minerva diye hitap eden saygısız bir Harry görmemize neden olduğu için alınma hakkı olduğunu sanmıyorum ya neyse) bütün bu metni yazarken mantığını bir tarafa kaldırdığını düşünüyorum. Bunun tiyatro metni olmasıyla da bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Bir roman olmadığı için duygu aktarımının eksikliği olsun olayların çok hızlı gelişmesi olsun dilinin yavanlığı olsun belki bunlar tiyatro metni oluşunun arkasına sığınabilecek şeyler olabilir ama mantık hataları kabul edilemez.

Bütün bunların dışında yeniden o tanıdık büyülü evrende olmak güzel bir histi. Gerçekten özlemişim be dedim. Godric's Hollowdaki o son sahne çok içimi parçaladı. Harrynin hiçbir şey yapmadan izlemek zorunda kalması:((  Boğazım bir şeyler düğümlendi işte o sahnede. Harry yavruş bunları hak etmedin sen:(

Velhasıl kelam okumaktan pişman olmadığım, ama çok da bayılmadığım bir kitap oldu Harry Potter ve Lanetli Çocuk. Zaten çok çabuk da okunan bu kitabı okumanızı öneririm. Hayır beğendiğim için önermiyorum, okuyun ve tarafınızı seçin, beğenenlerden misiniz yoksa beğenmeyenlerden mi? :D 

Muziplik tamamlandı!


Kitap Adı: Rüya Kapanı (Dreamfall) | Yazarı: Amy Plum |  Çevirmeni: Esra Çakıruylası
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar | Sayfa Sayısı: 264 | Tür: Genç yetişkin, korku, bilimkurgu

RÜYA KAPANI AMY PLUM | YORUM


Bu. Kitap. Bir. Harika. (Düzeltme: Bu yorumu kitap bittikten hemen sonra yazmıştım, o yüzden heyecanıma aldırmayınız lütfen.)

Rüya Kapanı sayesinde üstümdeki ölü toprağını atmış, kitap okuma hevesime tekrar kavuşmuş hissediyorum. Okuma açısından şubat da ocak ayını aratmayacak kadar sıkıcı geçiyordu ki imdadıma Rüya Kapanı yetişti. Çok da rastgele oldu aslında. Şöyle ki Kış Okuma Şenliğindeki "Aynı ada sahip olan iki farklı yazardan birer kitap" kategorisini tamamlamak Amy adında bir yazara ihtiyacım vardı çünkü Amy Tintera'dan Sıfırlanan'ı okumuştum ve kitabı şenlik kapsamında saydırmak istediğimden aynı adda bir yazardan daha okuma yapmam gerekiyordu. Ama şansıma Amy adında çok da ilgimi çeken yazarlar bulamamıştım. Amy Plum'ın Benim İçin Öl serisini görmüştüm ama yani adı pek ilgimi çekmeyince konularını bile okumaya tenezzül etmemiştim. Son çare olarak Amy Engel'den Roanoke Kızları'nı okumaya başladım ama çok da ilerleyemiyordum ki rastgele e-kitaplara bakarken Rüya Kapanı diye bir kitap gördüm ve konusunu da okuyunca bayağı merak ettim. Sonra bir de baktım ki yazarı Amy Plum :D Diğer kitaplarının adlarından dolayı yazara karşı bir önyargım olsa da konusu için şans vermeye karar verdim. İYİ Kİ DE VERMİŞİM.

Rüya Kapanı, insomnia hastalığından muzdarip yedi kişinin bu hastalıktan kurtulmak için son çare olarak bir deneye katılmalarıyla başlıyor. Bu deney daha önce sadece bir kişi de denenmiş ve başarılı olmuş. Bu yedi genç de uyuyamamaktan daha kötü ne olabilir ki diyerek deneyin tüm yan etkilerini göze alıyorlar ve deney başlıyor. Bir odada uyutulup cihazlara falan bağlanıyorlar. Her şey iyi hoş giderken ufak bir sarsıntı oluyor ve elektriklerin birkaç dakika gitmesiyle deneyde terslikler başlıyor. Çocuklar uykuda olmaları gerekirken beyin dalgaları komaya girdiklerini göstermeye başlıyor. AMA ASLINDA GERÇEK HİÇ DE ÖYLE DEĞİL.


Dışarıdan komada gözüken çocuklar aslında kendi kabuslarında kapana kısılıyorlar. Her kabus sonrası çocukların Boşluk adını verdikleri bir yere çekiliyorlar sonra tekrar kabus sonra Boşluk sonra kabus şeklinde bitmek bilmeyen bir kabuslar döngüsü başlıyor. Gecenin bir yarısı herkes yattıktan sonra karanlıkta okuduğumdan mı bilmem ben bayağı gerildim kabusları okurken.

Olayları 3 kişinin gözünden okuyoruz ayrıca: Cata, Fergus ve Jaime. Cata ve Fergus deneye katılan gençlerden ikisi, Jaime de deneyi gözlemleyen bir tıp öğrencisi. Böylece hem kabusları hem de deneyin bilimsel tarafında neler olup bittiğini okuyabiliyoruz. Kitap bittiğinde internette birkaç yoruma baktım da Jaimenin cinsiyeti olay olmuş.  Jaime bana direkt erkek adı gibi gelmişti ve kafamdaki o basmakalıp deneyleri erkekler yapar düşüncesinden dolayı Jaimeyi erkek olarak düşünmüştüm ama aslında kitap boyunca yazar buna kesinlik kazandıracak ifadelerden kaçınmış. Bu da böyle bir ayrıntı :D

Sonuç olarak Rüya Kapanı severek okuduğum bir kitap oldu. Hele sonlara doğru daha bir heyecanlı hale geldi kitap. O sondaki ters köşeler beni bayağı şaşırttı. Hani bir şeyler bekliyordum ama tahminimden çok farklı şeyler çıktı.

En takıntılı olduğum konulardan biri de kapaklar olduğu için demeden daha doğrusu çemkirmeden geçemeyeceğim bir şey var ki sevgili Akılçelen Kitaplar bu kitabın kapağının hali ne? Yani gerçekten bir orijinaline bir buna bakıyorum ve ağlayasım geliyor. Serinin orijinal kapakları yanyana gelince bir bütün oluşturuyorlar oysa. Bu konuda çok kırgınım...


Geleneksel kitap oylama kısmına geçersem de 5 üzerinden 4 veriyorum Rüya Kapanına. Genç yetişkin, korku ve bilimkurgu sevenlere önerilir. Goodreads'e göre serinin ikinci kitabı olan Neverwake bu yıl 2 ağustosta çıkacak. Umarım Akılçelen Kitaplar da hızlıca çevirir :>


M E R H A B A L A R
Blogda daha önce bahsetmiştim Büyülü Ayraç blogundan Berfin'in Gotik Edebiyat Okuma Kulübü kurduğunu. Geçtiğimiz ay açılışı gotik eserlerin ilki olarak kabul edilen Otranto Şatosu ile yaptık.

Otranto Şatosu, Prens Manfredi tarafından yönetilmektedir. Manfredinin oğlu evleneceği gün gizemli bir şekilde dev bir miğferin altında kalarak can verir. Manfredinin tek varisi yok olunca şatonun hakimiyetini kaybetme korkusu Manfredinin zalim planlar kurmasına neden olur. Bu sırada şatoda gizemli olaylar arka arkaya patlak vermeye başlar.

Çabuk okunan bir kitap olmasına rağmen Otranto Şatosunu pek sevemedim ben. Bunun en öne çıkan nedeni karakterler kesinlikle. Karakter derinliğinden ve gelişiminden yoksunlardı. Özellikle Manfredinin karısı Ippolita çok sönük, olayların seyrinin değişmesinde hiçbir etkisi olmayan bir karakterdi. Sürekli Manfredinin ağzından çıkacaklara bakıyor oluşu beni çıldırttı adeta.


Kitabın 1700'lü yıllarda yazılmış olduğunu göz önüne alırsak belki biraz fazla yükleniyor olabilirim. O döneme göre iyi olabilir ama günümüz okuyucusunu tatmin edecek bir kitap değil kesinlikle. Gotik türünün meraklısıysanız; bu şatolar, karanlık mahzenler, gizli geçitler, hayaletler edebiyata ilk olarak nasıl girmiş diye merak ediyorsanız o zaman okumanızı öneririm. Aksi takdirde pek de gerekli olduğunu düşünmüyorum. 

Beni rahatsız eden bir noktayı daha söyleyip yorumu bitireceğim. Kitabın birinci basımına yazar bir önsöz yazmış ve bu önsözde sanki hikayeyi kendisi yazmamış da bir kitaplıkta bulunan İtalyanca halini İngilizceye çevirmiş gibi anlatmış. Anlatırken de bol bol övmüş yazarı (kendisini) hatta. Sonra kitabın ikinci baskısına bir önsöz daha yazmış ve burada da okurlarını kandırdığı için özür dilemiş. Kamuoyundan olumlu tepkiler gelince kitabı sahiplenmiş yani. Bu davranışı da kitaba olumsuz bir şekilde başlamama neden oldu. Kadın olsaydı hoş görürdüm ama mevkisi de gayet iyi olduğu halde okuyucuyu kandırması hoşuma gitmedi. Okuyuculardan olumlu tepki gelmeseydi asla sahiplenmeyecekti demek kitabını.

Öyle işte. Klasik Okuma Şenliği 2018'in ve Gotik Edebiyat Okuma Kulübünün ilk kitabı olan Otranto Şatosu böylelikle benden 5 üzerinden 2 yıldız aldı. Meraklılarına duyurulur :D Peki siz okudunuz mu Otranto Şatosunu ya da okumayı düşünüyor musunuz? Okuduysanız kitap hakkında ne düşünüyorsunuz? Buyrun yorumlara^^ 
Keyifli günler!
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda

Fotoğrafım
elzem
Kitapları kapağına göre yargılıyor, canım istemediği noktada her şeyden vazgeçebiliyorum.
Profilimin tamamını görüntüle

İzleyiciler

En Çok Okunanlar

  • Seyir Defteri 5
  • Mim: Kurgusal Aşklar
  • Mim: Kitaplar Kalbimden Vurur
  • Mim: 2018 Dünya Kupası
  • Limonata Tadında Film Maratonu
  • Mim: Sinema ve Ben

Kategoriler

  • DİZİ ÖNERİLERİ (1)
  • FİLM YORUMLARI (3)
  • KORE DİZİLERİ LİSTESİ (1)
  • KİTAP YORUMLARI (30)
  • KİTAP İNDİRİMLERİ (1)
  • KİŞİSEL ÇİZİKTİRİKLER (6)
  • LİSTELER (1)
  • Meydan Okumalar (17)
  • MİMLER (14)
  • NETFLIXTEKİ KORE DİZİLERİ (1)
  • OKUMA ETKİNLİKLERİ (12)
  • SEYİR DEFTERİ (9)
  • TOP TEN TUESDAYX (2)
  • Yeni Çıkacak Kore Dizileri (1)
  • Yıl Sonu Değerlendirmesi (2)
  • Yıl Sonu Favorileri (2)
  • ay sonu değerlendirmesi (4)
  • challenge (19)
  • kitap alışverişi (3)
  • kitap fuarı (6)
  • kitap haberleri (2)
  • kitap tanıtımı (5)
  • kitap önerisi (2)
  • kore dizileri (9)
  • kpop (2)
  • kütüphane günlükleri (2)
  • maraton (9)
  • pazar 6'lısı (60)
  • pazar raporu (3)
  • seri sıralamaları (1)

2020

2020 Reading Challenge

2020 Reading Challenge
Eslem ~periodiclibrary has read 1 book toward her goal of 52 books.
hide
1 of 52 (1%)
view books

INSTAGRAM

Blog Arşivi

Bak Bakalım Bulabilecek Misin?

Pazar 6'lısı

Pazar 6'lısı

Dert Dinlenir&Öneri Alınır

Ad

E-posta *

Mesaj *

Copyright © 2016 Periodic Library. Created by OddThemes & Free Wordpress Themes 2018